Birleşik Krallık’ın İstanbul Başkonsolosu David Reed, Türkiye’ye yeniden dönebilmek için 15 yıl beklediğini söyledi. İki ülke arasındaki ticaret hacminin 28 milyar sterline ulaştığını belirten Reed, savunma sanayisinden turizme, kültürden iklim politikalarına kadar birçok alanda işbirliğinin güçlendiğini ifade etti.
Hürriyet’ten Zeynep Bilgehan’ın haberine göre Birleşik Krallık’ın İstanbul Başkonsolosu David Reed, Türkiye ile ülkesinin yaklaşık 450 yıllık diplomatik ilişkilerini, iki ülke arasındaki ekonomik ortaklığı ve İstanbul’la kurduğu kişisel bağı değerlendirdi.
Yaklaşık dört ay önce göreve başlayan Reed, Türkçesini yeniden kullanabilmek ve İstanbul’da yaşayabilmek için uzun yıllar beklediğini anlattı.
Beyoğlu’ndaki 19. yüzyıldan kalma İngiliz Başkonsolosluğu binasında gerçekleştirilen görüşmede Reed, Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki ilişkilerin son yıllarda özellikle ticaret, savunma ve kültür alanlarında geliştiğini vurguladı.
İki ülke arasındaki resmî diplomatik bağların başlangıcı 1581 yılına dayanıyor. Kraliçe I. Elizabeth tarafından görevlendirilen William Harborne, Birleşik Krallık’ın ilk resmî büyükelçisi olarak bu tarihte göreve başladı.
Yaklaşık dört buçuk asırlık süreçte ilişkiler zaman zaman gerilimlerle karşılaşsa da son 10 yılda NATO’nun doğu ve batı sınırlarında yer alan iki ülke arasındaki işbirliği güçlendi.
Savunma, ticaret, turizm ve kültür alanındaki ortaklıklar öne çıkarken, Londra’daki Victoria and Albert Müzesi de kasım ayında İstanbul’un tarihine odaklanan kapsamlı bir sergi açmaya hazırlanıyor.
Reed, Türkiye ile Birleşik Krallık arasındaki dış ticaret hacminin 2026’nın ilk çeyreği itibarıyla 28 milyar sterline yükseldiğini bildirdi. Türkiye’yi ziyaret eden İngiliz turist sayısının 4,4 milyona ulaştığını belirten Reed, Birleşik Krallık’ın Almanya ve Rusya’nın ardından Türkiye’ye en fazla turist gönderen ülkeler arasında yer aldığını ifade etti.
Savunma alanındaki ortaklığın önemine de dikkati çeken Reed, Eurofighter Typhoon savaş uçaklarının Türkiye’ye satışını iki ülke ilişkileri bakımından önemli bir gelişme olarak değerlendirdi.
İşbirliğinin savunmayla sınırlı kalmadığını anlatan Reed, Türk inşaat şirketleri ile İngiliz mühendislik firmalarının üçüncü ülkelerde ortak projeler yürüttüğünü söyledi. İki tarafın uzmanlıklarının birbirini tamamladığını belirten başkonsolos, bu ortaklığı bir “mükemmel evlilik” olarak nitelendirdi.
Reed, Türkiye ve Birleşik Krallık’ın Körfez’de gerilimin azaltılması ve Ukrayna’ya destek verilmesi gibi dış politika başlıklarında da birlikte çalıştığını aktardı.
Brexit’in iki ülke arasında doğrudan ticaret bakımından yeni fırsatlar oluşturduğunu kaydeden Reed, ilişkilerin temelinde uzun yıllara yayılan karşılıklı saygı ve ortak tarih bulunduğunu vurguladı.
David Reed, 1978 yılında İngiltere’nin güneyindeki liman kenti Portsmouth’ta dünyaya geldi. Üç kuşaktır aynı bölgede yaşayan veteriner bir baba ile İsveçli biyokimyager bir annenin iki çocuğundan biri olan Reed, çocukluğunu spor ve hayvanlarla iç içe geçirdi.
Portsmouth’un denizcilik geçmişinin tarihe ilgisini artırdığını anlatan Reed, kentte İngiliz uçak gemilerinin yanı sıra 19. yüzyıldan kalma HMS Victory ve HMS Warrior gibi tarihî gemilerin görülebileceğini belirtti.
Kentte Normandiya Çıkarması’na ilişkin bir müze bulunduğunu hatırlatan Reed, Portsmouth’un Falkland Savaşı sırasında İngiliz donanmasının hareket noktalarından biri olduğunu da ifade etti.
Okul yıllarında gazeteciliğe ilgi duyan Reed, okul gazetesinde çalıştı ve 1989 yılında futbolcu Micky Quinn ile röportaj yaptı. Berlin Duvarı’nın yıkılması, Doğu Avrupa’nın yeniden şekillenmesi ve Körfez Savaşı sırasında Kuveyt’in kurtarılması gibi gelişmeleri de yakından takip etti.
Yükseköğrenimini Cambridge Üniversitesinin hukuk bölümünde tamamlayan Reed, münazara takımındaki deneyiminin ve insanları gerekçelerle ikna etmeye duyduğu ilginin hukuk tercihinde etkili olduğunu anlattı.
Mezuniyetinin ardından bir süre seyahat eden Reed, daha sonra üç yıl özel bir hukuk şirketinde çalıştı. Ticari davalarla ilgilenmesine rağmen seyahat etmeye daha fazla ilgi duyduğunu belirten Reed, İngiliz Dışişleri Bakanlığının sınavlarına girerek 2003 yılında diplomatik kariyerine başladı.
Reed’in Türkiye ve Türkçeyle ilişkisi yaklaşık 20 yıl önce Kıbrıs görevi için aldığı dil eğitimiyle başladı.
Londra’da Türk kafelerinde zaman geçirerek pratik yapan Reed, daha sonra altı hafta İstanbul’da ve altı hafta İzmir’de ailelerin yanında kalarak Türkçe öğrendi.
Başlangıçta zorlandığını ancak Türkçenin sistematik yapısı sayesinde zamanla dili daha rahat kullanmaya başladığını söyleyen Reed, yerel dili konuşmanın insanlarla iletişimi güçlendirdiğini ve daha kapsamlı sohbetlerin önünü açtığını belirtti.
İstanbul görevine hazırlanırken Türkçesini geliştirmek için “Zeytin Ağacı” ve “Kuş Uçuşu” dizilerini izlediğini anlatan Reed, Nuri Bilge Ceylan filmlerinden de yararlandığını ifade etti. Filmlerdeki yoğun diyalogların dil pratiğine katkı sağladığını belirten başkonsolos, Türk gazetelerindeki yazıları da düzenli olarak okuduğunu söyledi.
Türkiye’ye yıllar içinde farklı dönemlerde geldiğini anlatan Reed, yeni havalimanları ve köprüler başta olmak üzere ülkedeki altyapı yatırımlarının ve değişim hızının dikkat çekici olduğunu dile getirdi.
Reed’in ilk yurtdışı görevi 2005 yılında Kıbrıs’ta gerçekleşti. Bu dönemde, 2004’te yapılan ve Kıbrıslı Türklerin kabul ettiği, Rum tarafının ise reddettiği Annan Planı referandumunun sonuçları gündemdeki yerini koruyordu.
İki toplum arasındaki gerilimi azaltmak için futbol karşılaşmaları gibi etkinlikler düzenlediklerini anlatan Reed, müzakerelerin sürdürülmesi ve ekonomik ilişkilerin geliştirilmesi için çalıştıklarını ifade etti.
Kıbrıs meselesinde ilerleme sağlanabilmesi için tarihsel arka planın ve farklı kültürlerin iyi anlaşılması gerektiğini vurgulayan Reed, tarafların bakış açılarını dinlemenin ve ortak zemin aramanın önemine işaret etti. Diplomasinin sabır gerektirdiğini belirten Reed, Kıbrıslıların misafirperverliğini, aile bağlarına verdiği önemi ve geleneklerine bağlılığını da öne çıkardı.
Türkiye’nin jeopolitik önemini genç bir diplomatken fark ettiğini söyleyen Reed, aradan geçen yıllarda birçok unsur değişse de coğrafyanın belirleyici rolünün sürdüğünü kaydetti.